Farkındalık

Neden Hastalanıyoruz?

Sağlığımızı korumak için önce hastalıkların nasıl başladığını anlamak gerekir. Bağışıklık sistemimiz, mikrobiyotamız ve beslenmemiz arasındaki denge, hasta olup olmamamızı belirleyen en temel dengedir.

Neden Hasta Oluyoruz? — Probiyotikler Yok Edildiğinden

Kısaca ve basitçe: hastalıklara karşı dirençlilik sağlayarak bağışıklık sistemini güçlendiren probiyotikler yok edildiği için hasta oluyoruz.

Hastalıklara yol açan mikroorganizmalara patojen denir: mikroplar, virüsler, mantarlar ve diğer zararlı mikroorganizmalar. İnsan, yaşadığı habitatın bir parçasıdır. Doğada bulunan bu patojenler vücuda girip çoğaldığında hastalıklar başlar.

Sağlıklı Olmak, Hasta Olmamak

Patojenlerin vücuda girmesinin önlenmesi, girdiğinde etkisiz hale getirilmesi bağışıklık sistemiyle mümkündür. İnsan metabolizmasında iki bağışıklık sistemi vardır. Edinilmiş bağışıklık sistemi embriyo oluşumunda başlar; kazanılmış bağışıklık sistemi ise doğumdan sonra oluşur.

Edinilmiş Bağışıklık Sistemi ve Fagosit Hücreler

Embriyo oluşurken fagosit hücreler ve NK (doğal katil) hücreleri önce kan hücrelerinde, sonra karaciğerde üretilir; kemik iliği oluştuğunda orada üretilmeye devam eder. Fagosit hücreler hem savunma hem de saldırı ve yok etme rolleriyle patojenleri yok eder.

Kazanılmış Bağışıklık Sistemi ve Mikrobiyota

Annenin doğum kanalındaki sıvılardan başlayıp anne sütüyle devam eden probiyotik bakteriler, bebeğin ilk beslenmesiyle kazanılır. Ağızdan başlayarak bağırsakların son noktasına kadar, yaklaşık 9 metre uzunluğunda ve 400 metrekarelik yüzey alanında dokulara tutunarak kolonize olurlar. Bu alandaki mikroorganizma topluluğuna mikrobiyota organı denir.

Mikrobiyota ve Probiyotiklerle Oluşan Mikrobiyom

Mikrobiyotada yaklaşık 100 trilyon mikroorganizma bulunur; bunun yaklaşık %80-90'ı yararlı ve probiyotik bakterilerdir. Probiyotik bakteriler patojenlerin dokulara tutunmasını engeller; ürettikleri antimikrobiyal asitler ve doğal antibiyotik olan bakteriyosinlerle patojenleri etkisiz hale getirir.

Probiyotiklerin Bağışıklık Sistemindeki Rolleri

Probiyotikler sayıca çok, nitelikçe etkin ve güçlü üretim yaptıklarında hastalıkları önleyebilir. Koruyucu sağlık anlamında probiyotikler gerekli ve zorunludur.

Canlı ve aktif oldukları sürece pek çok antimikrobiyal asit, bakteriyosin, metabolit, peptit, hormon, vitamin ve protein üretir; hem metabolizmanın canlılığına destek olur hem de sürekli koruyuculuk görevi üstlenir.

Probiyotiklerin Sindirim Sistemindeki Rolleri

İnsan metabolizmasının canlı ve aktif olabilmesi beslenmeye bağlıdır. Sağlık ve beslenme iç içe geçmiş kavramlardır. Metabolizmanın ihtiyacı olan protein, vitamin, mineral ve diğer yararlı maddelerin gıdalardan alınmasında ve sentezlenmesinde sindirim sistemi kilit rol oynar.

Mekanik ve biyokimyasal sindirimle besinler sindirilebilir ve emilebilir formlara gelir. Probiyotikler ürettikleri asit, enzim ve etkin maddelerle sindirime destek olur.

Sindirim Sistemi Düzeni Bozulursa Tam Beslenme Olmaz

Tam beslenme olmayınca metabolizmanın ihtiyacı olan metabolitler alınamaz ve bedenin enerjisi düşer. Sindirilemeyen besinlerin emilimi yapılamayınca metabolizma çökmeye başlar. Organların ve dokuların canlılığı, kendini yenilemesi ve senkronize işleyişi zayıflar.

Bağışıklık Sistemi Zayıflarsa Hastalıklara Karşı Direnç Azalır

Patojenlerin girişi önlenemez ve çoğalıp doku ile organlara yerleşirse hastalıklar başlar. Hastalıklar yayılıp tüm vücudu sardığında yaşamsal sorunlar ortaya çıkar. Kronikleşen hastalıklar ilerler ve organ ile dokularda tahribat başlar.

Probiyotikler Azaldığında, Yok Edildiğinde Hastalıklar Başlar

Probiyotik bakteriler sindirim sisteminin düzenli olmasını, besinlerin sentezlenmesini ve emilimiyle bioyararlılığın artmasını destekler. Hastalıklara karşı bağışıklık sistemini güçlendirerek dirençlilik sağlar. Hastalıkların tedavisinde de probiyotikler olumlu destek sağlayarak iyileşme yönünde katkı sunar.

Bağırsak Geçirgenliği ile Hastalıklar Yayılır

Bağırsakların iç yüzeyi, insan vücudunun dış yüzeyidir. Hastalıklara yol açan patojenler, ağır metaller, zararlı kimyasallar ve toksik zehirler ile sindirilmemiş çürümüş besin atıkları, bağırsak dokuları arasında açılmış geçitlerden geçerek doğrudan kana karışır; organ ve dokulara ulaşır.

Bağırsak geçirgenliği sona erdirilmeden, yani çok güçlü ve sımsıkı bir bağırsak bariyeri sağlanmadan hastalıklar tedavi edilemez.

Probiyotiklerin Yok Edilmesinin Nedenleri

Probiyotik bakterilerin sayısını azaltan ve etkinliğini zayıflatan en önemli etkenler kimyasal zehirlerdir; kaynağında petrokimya hammaddesi olan her şey denilebilir.

Çevre kirliliği başta olmak üzere, gıdalardaki kimyasal katkı ve koruyucular, renklendiriciler, yapay aroma ve tatlandırıcılar, doğallığı yok eden endüstriyel işlemler, zarar veren hazırlık işlemleri, zehirli tarım ilaçları, kimyasal gübreler, antibiyotik ve benzeri ilaçlar, kaynağı kimyasal olan yararsız takviyeler ve sağlık yararı olmayan boş/çöp gıdalar, mikrobiyomdaki probiyotikleri zayıflatır ve ölümlerine neden olur.

Otoimmün Hastalıkların Nedeni de Mikrobiyomdaki Probiyotiklerin Yok Edilmesidir

Kazanılmış ve edinilmiş bağışıklık sistemlerinin eklemlendiği, işbirliği yaptığı savunma ve saldırı sistemi bağırsaklardadır. Probiyotikler tüm zararlıları bağırsak dokularındaki M hafıza hücrelerine kaydeder. T lenfositleri zarar verecek her şeyi sinyallerle algılar ve bu zararlıların yok edilmesi için B lenfositlerini uyarır. B lenfositleri de antikorlar üreterek bu “kilitçi katillere” saldıracakları hedefleri iletir. Bağışıklık sistemi bütünüyle budur.

Ancak probiyotikler yok edildiğinde M hafıza hücrelerine bilgi yüklenemezse zararlılar tespit edilemez. İnflamasyonla saldırıları fark eden T lenfositleri, B lenfositlerini panikle uyarır. B lenfositleri normalin dışında daha çok antikor üretir. Ancak antikorların nereye ve neye saldıracağı bilgisi eksik olduğundan, tüm doku ve organlarda devriye gezen antikorlar, düşman olarak algılayabilecekleri her yere ve her şeye saldırır. Bu, otoimmün sistemdir.

Kaynağa inen bir yaklaşım için ücretsiz danışma hattımız açık.

Ücretsiz Danışma Hattı

Takviye edici gıdadır. İlaç değildir.